Piller, Çarklar, Tükeniş...

Yazar: Taylan Deniz Çakmak | Tarih:

Yazarınızdan denemeler serisinin ilk etabı.

Kulağınızı saatin metal kasasına yasladığınızda duyduğunuz o ritmik "tık-tık" sesi, sadece saniyelerin geçişi midir yoksa hayatın nabzı mı?

Günümüzde saat, genel kanı itibarıyla lüks bir tüketim aracı olarak görülüyor. Oysa segment fark etmeksizin, zamanı çok daha hassas ve hızlı ölçen onlarca dijital aygıtla çevriliyiz artık. Öyleyse neden hâlâ bileğimizde bu mekanik yükleri taşıyoruz? Cevap aslında çok insani: Bizim yaşantımıza şahitlik edebilecek nesnelere bağlanma ihtiyacı.

İnsanı insan yapan temel değer, geçmişten bir şeyler öğrenip onu gelecek nesillere aktarma arzusudur. Bizler bugün, yaşadıklarımızı yarınlara hissettirebilmek adına sembolik bir bağ kurarak saatleri seçiyoruz. Saat, zamanı tutarken kasasındaki her bir çizikle, kadranındaki yorgunluğuyla veya yılların getirdiği o eşsiz patinasıyla geçmişin izlerini hatırlatır. Önceki kuşaktan devraldığı hatıralar ve geleceğe taşıyacağı sırlar, saati bir aksesuar olmaktan çıkarıp yaşayan bir hafızaya dönüştürür. Bu işleviyle saat, bu aktarımın yapılabildiği yegane nesnelerin başında gelir.

Bu amaca hizmet eden bir objenin kalbinde ne olduğunun, mekanik ya da pilli olmasının, veya etiketindeki sıfırların sayısının bir noktadan sonra hükmü kalmaz. Rahmetli dedenizden kalan, camı çizik bir Casio; bir başkasının bileğindeki servet değerinde bir statü sembolünden çok daha derin bir anlam ifade eder. Çünkü o Casio’nun her çiziğinde dedenizin bir günü, bir telaşı, bir gülüşü; kısacası gerçek ve yaşanmış bir hikâye saklıdır.

Saatleri seviyorsak, onun başlattığı o derin sohbetleri, ele alındığında veya bileğe takıldığında yaşattığı o saf hevesi seviyoruz. Her boş anımızda, geçen her saniyeyi hissederek atışını izlemeyi seviyoruz. Çırpınış, akış, ilerleyiş ve bazen duraklayış...

Tıpkı hayat gibi; dertler, kutlamalar ve bazen kaçınılmaz tükenişler. Saat, aslında hayatın minik bir kasa içerisindeki kukla sahnesidir aslında.

Markalara, fiyatlara veya karmaşık mekanizmalara hapsolmadan bu tutkunun tadını çıkarmayı önce kendime, sonra da sizlere öneriyorum. Saatlerinizi sağlıkla, mutlulukla takmanızı ve sevdiklerinize gururla devredecek güzel zamanlar yaşamanızı diliyorum.

Yönlendiriliyorsunuz...