MB&F’in Ardındaki Hayal Gücü: Max Büsser ile Röportaj

Yazar: Kerem Karaaslan | Tarih:

Max Büsser ile MB&F’nin yaratıcı dünyasını, çocukluk hayallerinden mekanik sanata uzanan yolculuğunu, tasarım felsefesini ve geleceğe bakışını konuştuk.

Yaratıcı vizyonunuzu şekillendiren sanatçılar, mimarlar, tasarımcılar ve bilimkurgu eserleri kimlerdi? Bu etkileri bugün MB&F evreninde hâlâ nerelerde görebiliriz?

1970’lerde büyüdüm; dolayısıyla çocukluğum bilimkurgu, otomobiller, uçaklar, uzay gemileri ve her türden inanılmaz makineyle doluydu. Star Wars, Star Trek, Japon animeleri… Bunların hepsi hayal gücümü besledi. Daha sonra bana işlev ile duygunun bir arada var olabileceğini gösteren tasarımcıları, mimarları ve kinetik sanatçıları keşfettim. Bugün hâlâ bunların hepsini MB&F’de görebilirsiniz. Eserlerimiz, özünde, çocukluk hayallerimin son derece ciddi mekanik sanat eserlerine dönüşmüş hâli.

Soru: MB&F kreasyonları çoğu zaman saatlerden ziyade kinetik heykeller gibi hissettiriyor. Yeni bir projeye başlarken önce teknik bir problemi mi çözersiniz, yoksa anlatmak istediğiniz bir duygu ya da hikâyeden mi yola çıkarsınız?

Her zaman duygudan. Genellikle çok basit bir cümleyle başlar: “Şöyle olsaydı harika olmaz mıydı…?” Hiçbir zaman, “Hadi yeni bir komplikasyon icat edelim,” diyerek başlamayız. Bir nesne, bir yaratık, bir makine; bizi gülümseten ya da hayal kurduran bir şey tasavvur ederiz. Ardından işin zor kısmı gelir: Bunu mekanik olarak nasıl çalıştıracağımızı çözmek.

“Friends” felsefesi, saatçilikte benzersiz bir iş birliği modeli yarattı. Bu yaratıcı ekosistem içerisinde kendinizi bir tasarımcı, vizyoner, küratör yoksa bir orkestra şefi olarak mı görüyorsunuz?

Muhtemelen bir orkestra şefi olarak. İlk fikri ve yönü ben ortaya koyuyorum, ancak MB&F hiçbir zaman tek bir kişiyle ilgili olmadı. Etrafımı, yaptıkları işlerde benden çok daha iyi olan, inanılmaz yetenekli insanlarla çevreliyorum. Benim rolüm, bu yetenekleri bir araya getirmek, ilk fikri korumak ve projeyi başlatan o duyguyu hiçbir zaman kaybetmediğimizden emin olmak.

Saatçilik dünyasının büyük bölümü geçmişe bakarken MB&F, hayal edilmiş geleceklere bakıyor. Nostalji ile geleceğe yönelik bir vizyon arasında nasıl denge kuruyorsunuz?

İlginçtir ki MB&F aslında son derece nostaljik. Horological Machines, çocukluk anılarımdan ilham alıyor; Legacy Machines ise bir asır önce doğmuş olsaydım neler yaratabileceğimi hayal ediyor. Dolayısıyla aslında geçmiş ile gelecek arasında bir denge kurmaya çalışmıyorum. Bende bir duyguyu tetikleyen şeyleri alıyor ve onları bugün olduğum kişi üzerinden yeniden yorumluyorum. Ortaya çıkan sonuç fütüristik görünebilir, ancak arkasındaki duygu çoğu zaman son derece nostaljiktir.

Yapay zekâ giderek yaratıcı bir ortağa dönüşüyor. İnsan hayal gücü ile yapay zekâ arasındaki ilişkinin nasıl gelişeceğini düşünüyorsunuz ve bunun saat tasarımını nasıl etkileyebileceğini öngörüyorsunuz?

Yapay zekâ olağanüstü bir araç ve hepimizin yaratma biçimini kuşkusuz değiştirecek. Bir insan yaratıcı ile yapay zekâ arasındaki temel fark, gerçek bir insan yaratıcının güçlü ve kendine özgü bir bakış açısına sahip olmasıdır; bu, yapay zekânın sahip olamayacağı bir şey. Benim için yaratıcılık son derece kişisel bir şey. Kim olduğunuzdan, çocukluğunuzdan, hayallerinizden, deneyimlerinizden, başarılarınızdan ve başarısızlıklarınızdan doğar. Yapay zekâ fikirleri keşfetmemize ve belki de onları daha ileriye taşımamıza yardımcı olabilir; ancak ilk yaratıcı kıvılcım bizden gelmek zorunda. MB&F’de teknoloji her zaman bir fikre ve bir duyguya hizmet etmek için var oldu, tersi için değil.

MB&F’nin pek çok kreasyonu cesur ve ticari açıdan riskli. Yaratıcı özgürlük ile pazar beklentileri arasında nasıl denge kuruyorsunuz?

Kurmuyoruz. Eğer pazarın ne istediğini düşünerek işe başlasaydım, MB&F muhtemelen bugün var olmazdı. Elbette hayatta kalabilmek için eserlerimizi satmamız gerekiyor, ancak yaratıcı süreç ticari bir hesaplamayla başlayamaz. İnandığımız şeyleri yaratıyoruz ve ardından dışarıda bunlarla bağ kuracak yeterince insan olmasını umuyoruz. Bazen bu gerçekten korkutucu olabiliyor, ancak MB&F’nin var olmasının temel nedeni yaratıcı özgürlük.

Eric Giroud, Alain Silberstein ve daha pek çok yaratıcı isimle iş birliği yaptınız. Bu iş birlikleri kendi tasarım felsefenizi nasıl şekillendirdi?

Her iş birliği sizi değiştirir. Birlikte çalıştığımız insanların çok güçlü kişilikleri ve kendilerine özgü yaratıcı dilleri var. Dolayısıyla amaç hiçbir zaman onlardan MB&F’ye dönüşmelerini istemek değil. Amaç, ikimizin de tek başına yaratamayacağı bir şeyi birlikte yaratmak. En önemli unsurlar; ortak değerler, karşılıklı saygı ve mümkün olduğunca az ego. Bir iş birliği gerçekten başarılı olduğunda hiç kimse “ben” diye düşünmez. Herkes “biz” diye düşünür.

Önümüzdeki yirmi yıl içerisinde radikal mekanik saat tasarımındaki bir sonraki büyük evrimin nerede gerçekleşeceğini düşünüyorsunuz? Ve MB&F olarak bir gün gerçekleştirmeyi umduğunuz bir hayal projesi hâlâ var mı?

Kesinlikle hiçbir fikrim yok ve bunu heyecan verici kılan da tam olarak bu. Yirmi yıl önce MB&F’nin bugün bulunduğu noktayı asla öngöremezdim. Umarım önümüzdeki yirmi yıl, bugün henüz hayal dahi edemediğimiz fikirleri ve yaratıcıları beraberinde getirir. Hayal projelerine gelince, her zaman çok sayıda var. Benim sorunum hiçbir zaman fikir bulmak olmadı, üzerinde çalışılmayı bekleyen tonlarca fikrimiz var! Asıl zorluk, bu fikirleri gerçeğe dönüştürebilecek yeterince olağanüstü mühendis bulmak.

Yönlendiriliyorsunuz...