Vintage Ruh, Modern Saatçilik: Boris Ankli ile DOXA Röportajı
Yazar: Kerem Karaaslan | Tarih:
DOXA’nın dalış saatleri mirasını ve markanın vizyonunu konuşmak için Boris Ankli ile bir araya geldim. Saatçilik, tasarım ve koleksiyoner kültürü üzerine kısa bir sohbet.
Markayı Tanıyalım: Doxa’nın Saatçilik Hikâyesi
Doxa'nın hikayesi, genç saat ustası Georges Ducommun'un 1889 yılında İsviçre'nin önemli saatçilik merkezlerinden Le Locle'de kendi atölyesini kurmasıyla başladı. "Doxa" kelimesi Yunancada "şan, itibar ve ün" anlamına gelir. Ducommun, markanın güvenilir ve saygın bir üretici olma hedefini simgelemesi için bu ismi seçti. İlk yıllarda, özellikle yüksek hassasiyetli cep saatleri ve kronometreler üreterek adını duyuran Doxa, kısa sürede İsviçre saatçiliğinde teknik doğruluğuyla bilinen bir üretici haline geldi. 20. yüzyılın başında Doxa, sadece cep saatleri üretmekle kalmadı; otomobillerin yükselişiyle birlikte araç içi saatler ve sportif kronograflar da geliştirmeye başladı. Bu dönem, markanın teknik yenilikçilikle anılmasını sağladı. Uluslararası fuarlarda kazandığı ödüller ve hassas zaman ölçümü alanındaki başarıları sayesinde Doxa adı Avrupa'da giderek daha fazla tanınır oldu. Markanın tarihindeki en önemli dönüm noktası ise 1960'lı yıllarda yaşandı. Profesyonel dalgıçlık hızla gelişirken, Doxa mühendisleri bu alana özel bir saat geliştirmeye karar verdi. Yapılan araştırmalar sonucunda, su altında okunabilirliği en yüksek renklerden birinin turuncu olduğu tespit edildi ve bu fikir, yeni bir dalış saatinin temelini oluşturdu. Bu çalışmaların sonucunda 1967'de ortaya çıkan Doxa SUB 300 modeli, dalış saatleri tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Saat, yalnızca yüksek görünürlüğe sahip turuncu kadranıyla değil, aynı zamanda dalgıçların dekompresyon sürelerini takip edebilmesini sağlayan özel bezeliyle de dikkat çekti. Bu yenilikçi tasarım, profesyonel dalış dünyasında büyük ilgi gördü. 1970'lerde İsviçre saat endüstrisini sarsan quartz krizi Doxa'yı da etkiledi ve marka uzun süre görece sessiz bir döneme girdi. Ancak 1990'ların sonunda yeniden canlanan Doxa, tarihinin en ikonik modellerini modern mekanizmalar ve güncellenmiş üretim teknikleriyle tekrar üretmeye başladı. Bugün Doxa, özellikle SUB serisi dalış saatleriyle tanınan, güçlü bir teknik mirasa sahip İsviçre markalarından biri olarak kabul ediliyor. Turuncu kadranı, fonksiyonel dalış bezeli ve karakteristik "beads-of-rice" bileziğiyle marka, hem profesyonel dalış dünyasında hem de koleksiyonerler arasında kendine özgü bir kimlik oluşturmayı başardı.
Doxa’nın dalış saatleri alanındaki mirası nasıl başladı?
DOXA'nın kuruluşu 1889 yılına dayansa da, markanın dalış saatlerindeki asıl serüveni 1960'larda başladı. O dönemde DOXA mühendisleri, saatlerin dalgıçların güvenliğini artırma potansiyelini fark ettiler. Neuchâtel Gölü'nde yapılan testler sonucunda, siyah ibrelerle birlikte turuncu kadranın su altında en iyi görünürlüğü sağladığı ortaya çıktı. 1960'lar aynı zamanda insanların gözünü uzaya ve Ay'a diktiği bir dönemdi. Ancak DOXA farklı bir yöne odaklanmıştı: insanlığın henüz keşfedilmemiş dünyası olan okyanusun derinliklerine. Bu nedenle marka, tüm enerjisini su altı keşiflerine ve dalgıçların ihtiyaçlarına yönlendirdi.
Sub 300 modeli neden hâlâ bu kadar ikonik?
Sub 300 modeli, 1967’de piyasaya çıktığında gerçek bir çığır açmıştı. Her şeyden önce, turuncu kadrana sahip ilk dalış saatlerinden biriydi. Ancak onu asıl devrimci yapan özellik, bezel üzerine işlenmiş dekompresyonsuz dalış tablosuydu. Bu sistem sayesinde dalgıçlar, su altında ne kadar süre ve hangi derinlikte kaldıklarını adeta analog bir "dalış bilgisayarı" gibi takip edebiliyorlardı. Bezeldeki tablo, derinlik ve süre arasındaki ilişkiyi gözler önüne seriyordu. Böylece dalgıçlar, yüzeye çıkarken zorunlu dekompresyon durakları yapıp yapmamaları gerektiği konusunda anında bilgi sahibi oluyordu. Dönemi için bu, gerçekten de büyük bir yenilikti ve Sub 300’ü tam anlamıyla bir "iş saati" efsanesine dönüştürdü.
Turuncu kadran fikri ilk ortaya çıktığında nasıl karşılandı?
DOXA mühendisleri, birçok farklı kadran rengini denedi ve yaptıkları testler sonucunda turuncunun su altında en iyi görünürlüğü sağladığını keşfetti. Bunun nedeni oldukça basit: Turuncu, su altında en geç kaybolan renklerden biri. Bu yüzden turuncu kadran, sadece estetik bir seçim olmanın ötesinde, tamamen işlevsellikten doğan bir çözümdü. Ancak zamanla, bu teknik çözüm DOXA'nın en belirgin görsel kimliklerinden biri haline geldi.
Jacques Cousteau ile iş birliği markaya nasıl bir yön verdi?
Jacques Cousteau ve ekibinden bir dalgıç, efsanevi Sub 300'ün geliştirilmesinde DOXA'ya destek oldu. DOXA mühendisleri ile Cousteau'nun ekibi, 1960'lı yıllar boyunca saat prototiplerini birlikte geliştirip test etti.
Cousteau, saati o kadar çok beğendi ki DOXA saatlerinin Amerika'daki dağıtımını üstlenmek için bir anlaşma bile yaptı. Bu yüzden bazı eski DOXA modellerinin kadranında "Aqua-Lung US Divers" logosunu görmek mümkün. Bu logo, saatlerin başlangıçta ABD pazarı için üretildiğini gösteriyor.
Bezel üzerindeki no-decompression scale sistemi nasıl geliştirildi?
Dalış saatlerinde bir ilke imza atan DOXA, dekompresyon tablosunu doğrudan bezeline taşıyan ilk marka oldu. Bu tablo, Amerikan Donanması'nın dalış çizelgelerinden alınarak saatle bütünleşik bir hale getirildi.
O dönemde birçok marka tek yöne dönen bezel kullanıyordu ancak DOXA, dalış tablosunu bezeline entegre eden ilk üretici olarak öne çıktı. Bu yenilikçi sistem, ilk kez 1967 yılında piyasaya sürülen Sub 300 modelinde kullanıldı.
Modern DOXA Sub modelleri vintage ruhu korurken hangi teknik iyileştirmeleri yaptı?
Günümüzde DOXA, klasik tasarım çizgisinden ödün vermeden modern teknolojileri de başarıyla kullanıyor. Koleksiyonda seramik kasa ve seramik bezel gibi çağdaş malzemelere sıkça rastlıyoruz. Dahası, su altında görünürlüğü artırmak amacıyla Super-LumiNova teknolojisinden faydalanılıyor. Bunun yanı sıra, karbon fiber gibi hafif ve dayanıklı malzemelerden üretilmiş modern modeller de markanın ürün gamında yer alıyor. Böylece DOXA saatleri, hem teknolojik açıdan ilerleme kaydediyor hem de markanın köklü dalış saati mirasını korumayı başarıyor.
Günümüzde DOXA’yı diğer bağımsız diver markalarından ayıran en önemli unsur nedir?
DOXA, dalış saatleri dünyasının gerçek öncülerinden biri. Turuncu kadranlı dalış saatini ilk kez piyasaya süren markalardan biri olmasının yanı sıra, bezel üzerindeki dekompresyon tablosunu da ilk geliştiren marka unvanına sahip. Marka, helyum tahliye valfi gibi profesyonel dalış özelliklerini de erken dönemde kullanmaya başlayarak bu alandaki liderliğini pekiştirdi. Bu da DOXA'nın hikayesinin tamamen gerçek dalış deneyimleri ve mühendislik üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Günümüzdeki yeni markalarda bu denli köklü bir geçmiş ve özgün bir hikaye bulmak pek mümkün değil.
DOXA’nın 1980–1990 arası sessiz dönemi markanın kimliğini nasıl etkiledi?
Quartz krizi, birçok İsviçre markası gibi DOXA'yı da derinden etkiledi. Marka, bu zorlu dönemi atlatmakta güçlük çekti ve 1997 yılında Jenny ailesi tarafından satın alındı.
Satın almanın ardından DOXA için yeni bir yapılanma süreci başladı. Özellikle 2018'de göreve gelen yeni CEO ile birlikte ürün konsepti, fiyatlandırma politikası ve dağıtım stratejisi baştan aşağı yenilendi. Öyle ki, 2019'dan önce DOXA saatleri sadece internet üzerinden satışa sunuluyordu.
Ancak bugün durum çok farklı. DOXA, dünya genelinde 200'den fazla noktada, özenle seçilmiş perakendeciler aracılığıyla saat severlerle buluşuyor.
Turuncu kadran artık bir trend haline geldi — sizce DOXA bu estetiğin gerçek sahibi olarak yeterince konumlanabiliyor mu?
Evet, çünkü turuncu kadranı ilk kullanan markalardan biri DOXA. Bu yüzden bu renk, markanın DNA'sının önemli bir parçası. Bugün bile markanın standına baktığınızda renklerin ne kadar büyük bir rol oynadığını hemen fark edersiniz. Ancak bu renk kullanımı yalnızca estetik kaygılarla değil, aynı zamanda su altında maksimum görünürlük sağlamak amacıyla geliştirilmiş.
DOXA gelecekte tamamen in-house mekanizmaya geçmeyi planlıyor mu?
Şu an için DOXA'nın kendi mekanizmasını üretme gibi bir planı bulunmuyor. Marka, mekanizma tedariki konusunda Sellita ile olan güçlü iş birliğini sürdürüyor. Bu nedenle, yakın gelecekte de DOXA'nın İsviçre'deki tedarikçilerle çalışmaya devam etmesi bekleniyor.
Sizin favori DOXA modeliniz hangisi?
Benim en sevdiğim Doxa muhtemelen SUB 300 Professional. Çünkü bu model, Doxa’nın 1967’de piyasaya sürdüğü ilk modelden ilham alıyor.